Mevlevi Ayini ve Semâ Törenlerinde çok kez doluluk sözkonusu olabilmektedir. Rezervasyon talep formunu doldurup yollayabilir ya da  This email address is being protected from spambots. You need JavaScript enabled to view it. e-posta adresine rezervasyon talep formunda istenen bilgileri email olarak yollayabilirsiniz. İstenen bilgiler: Tarih; Ad-Soyadı; Kişi sayısı; Cep telefon numarası?

Çağrı Merkezi  : +90 505 - 678 06 18        /    +90 535 - 210 45 65

 

İÇİNDEKİLER

Geçmişten Kopmadan Geleceğe         
Klâsik Türk Müziği                
Türk Tasavvuf Müziği                
Sema Töreni ve Felsefesi        
Mehter
Geçmişten Kopmadan Geleceğe
1956 yılında kuruluş çalışmalarına başlanan topluluk, en önemli kültür değerlerimizden olan Klasik Türk Müziğinin, özellikle Tasavvuf Müziği türlerinin, kendilerine has üslup ve icra özelliklerine sadık kalınarak ortaya konulmasını ve tanıtılmasını sağlamak ve bu alanda araştırma ve incelemeler yapmak amacıyla kurulmuştur. Topluluk, bu amaca uygun olarak, önce sanatçı kadrolarını oluşturmak ve diğer gereçleri tamamlamak; repertuar araştırmaları ve üslûp çalışmaları yapmak sûretiyle gerçekleştirdiği faaliyetinin ürünlerini, konserler halinde, sanatseverlerin takdirine sunma seviyesine getirmiştir. Tasavvuf ve Klasik türk musıkisi bölümü olarak iki ana birim halinde çalışan topluluk,1925 yılında kapatılan Tekkelerde, o tarihlere kadar icra olunan mûsiki eserlerinde bugüne ulaşan, sanat değeri yüksek klâsikleşmiş eserlerle beraber yeni eserleri de repertuarına almıştır. Ayrıca GALATA MEVLEVI MUSIKISI VE SEMA TOPLULUGU, ulusumuzun çağdaşlaşma hedefini gerçekleştirmesine hız kazandıracak olan, kökü tarihin derinliklerine uzanan müziğimizi, evrensel boyutları ile günümüz sanatseverlerine tanıtmak ve gelecek kuşaklara bir kutlu emanet olarak aktarmadaki önemli işlevinin bilincinde olarak, araştırma ve icra çalışmalarını sürdürmektedir.
Topluluk, yurt içi ve yurt dışında yüzlerce konsere katılmış ve branşı olduğu Tasavvuf Müziğini, Klasik Türk Müziğinin diğer türlerini başarıyla icra etmiştir.
Türk Tasavvuf Müziği
Tasavvuf, taassup düşüncesine göğüs geren, beşerî zevki ilâhî zevk derecesine çıkaran, bu iki zevkin imtizacını sağlayan bir düşünce.... Bir düşünce olmaktan çok bir yaşayış, bir hayat tarzıdır. Bu hayat tarzı ile, Hakk'a ulaşma yolunda mesafe alınır. Tasavvuf hayatının dış yüzünde göze çarpan en belirli husûsiyet, san'ata olan bağlılıktır:
Cenab-ı Hakk'ın "Mübdî"' (ibdâ` edici, bedıi eser yaratıcı) sıfatının tecellîsi olan güzel san'atların her koluyla, tasavvuf ehli ilgilidir. Meselâ bir Mevlevî mukabelesinin koreografisi, asırlardanberi tasavvuf ehlinin ince ve yüksek san'at imbiğinden geçerek bugünkü ulaşılmaz derecesine erişmiştir. Bu; güzel yazıdan mîmârîye, müsıkîden sedefkârlığa, şürden raksa kadar hep böyledir..

Tasavvuf hayatında san'at bir gâye değildir. "Ayîn-i Evliyaullah" denilen tasavvufî âyin ve merasimlerde yeralan en geniş mânâsıyla dans, en yüksek mânâsıyla müsıkî ve edebiyat, burada bir gâye olmayıp,kişiyi Hakk'a çekmek, Hakk için ve Hakk yolunda tuzaea düşürmek maksadıyla kullanılan bir vâsitadır. Mûsıkî ile, raks ile, hattâ giyim tarzı ile kişinin göz ve kulağına hitap etmek ve böylece her insanda yaratılıştan varolan estetik duygulan harekete geçirerek kişideki beşerî zevki ilâhî zevk derecesine yükseltmek.. İşte tasavvufdaki san'attan gâye budur. Çünkü tasavvufun kendi gâyesi ancak ve ancak "Hakk"dır.

Güzel san'atların içinde mûsıkî, tasavvuf ehlinin çok kullandığı bir vâsıtadır. Çünkü; ruhlar yaratıldığında, Yaratıcı tarafından "Elestü bi Rabbiküm (Ben Rabbiniz dığil miyim?)" diye hitab olundu ve ruhlar "Kalû, belâ (evet dediler)"; ve bu İlâhî, Rabbânî hitab ile mestoldular. O, hiçbir şeyle izah edilemeyecek, hiçbir şeyden hissedilemeyecek, beşer olarak anlatılması mümkün olmayan, ancak yaşanan ve duyulan bir Rabbânî mûsıkî idi. Kâinatın sonunda da mûsıkî var: Sûr-ı İsrâfil...Allah (c.c.) cesetlere `Kalkın, mahşer yerinde toplanın' diyebilirdi. Böyle demeyecek; mahşeri, mûsıkî ile, yâni "ses" ile, İsrâfil'in sûru ile ilân edecek.. '
İşte bunlar birtakım işâretlerdir ki ancak ehline mâlûmdur. Bu işâretleri hakkıyle idrâk edenlerden olan Hazret-i Mevlânâ da :Mesnevî'sine "Bişnev in ney (Dinle bu neyi)" diye başlayarak; dinlemenin, işitmenin, sesin, yâni mûsıkînin ehemmiyetini belirtmiştir. Dînin bir "mükellefiyet'; bir de muhabbet yönü vardır. Mükellefiyetlerimizin nasıl îfa edileceğini dîn âlimleri öğretirler. Bu yoldaki muhabbetimizi, hattâ aşkımızı nasıl izhar edeceğimizi ise tasavvuf yolu bize gösterir. Aşkı dile getirmekte mûsıkînin ne kudretli bir vâsıta olduğu'da âşikârdır.
İşte bunlardan dolayı Hakk âşıkı tasavvuf ehli, mûsıkî ile hem-hâldirler.
Sema Töreni ve Felsefesi
GİRİŞ
1956 yılında kuruluş çalışmalarına başlanan topluluk, en önemli kültür değerlerimizden olan Klasik Türk Müziğinin, özellikle Tasavvuf Müziği türlerinin, kendilerine has üslup ve icra özelliklerine sadık kalınarak ortaya konulmasını ve tanıtılmasını sağlamak ve bu alanda araştırma ve incelemeler yapmak amacıyla kurulmuştur. Topluluğun iki ana birimini Klasik Türk musıkisi ve Tasavvuf Bölümleri oluşturmaktadır.

Sema;
Büyük Türk Tasavvuf  ve fikir şahsiyeti ve Yüce İslâm Velîsi Mevlânâ Muhammed Celâledîn-i Rûmî’nin (1207-1273) fikir, düşünce ve tasavvuf görüşünü kendisine ilke edinen Mevlevîlik yolunun en belirgin özelliğidir. Elektronlardan dünyamıza ve galaksilere kadar her varlık bilinçsiz ve tabii olarak bir dönüş içindedir. Sema’daki dönüş ise, insanı diğer varlıklardan üstün kılan akıl ile olur. Akla, aşk (duygu, şiir, müzik) ve ruh (hayat, hareket, estetik) da katılmış ve böylece mükemmele ulaşılmıştır. Ayrıca, insanın manevî yolculuğundaki  (seyr-i sulûk) yükselmesini de temsil eden Sema; insanın gerçeklere (İlâhi Hakikat) yönelip, aşk ile yücelmesi ve benliğini terk ederek Hakk’da yok oluşu ve olgunluğa ermiş bir kul olarak halka hizmete ve sevgi saçmaya devam edişini anlatır. Yedi asırlık bir geleneğe sahip olan Sema Töreni’nde müzik de, insanı düşünmeye ve kötü duygulardan arındırmaya sevk eder.
Birçok mistik ve tasavvûfî sembol ve remizleri ifade eden Semâ Töreni, dinleyen ve seyredenler üzerinde yüce duygular uyandıran, yüksek manası ve eşsiz estetiği ile de asırlardır insanları Hak yola davette çok etkili olmuş bir törendir.
SEMA TÖRENİ
Semahaneye sükûnet ve huzur hakimdir. Sol tarafta kırmızı renkli bir post, ortada semazenlerin oturacakları beyaz postlar, sağ tarafta ise mutrıbhane bulunmaktadır. Mutrıb ve semazenler sırayla kırmızı renkli posta selam vererek semahanedeki yerlerini alırlar. Bu sırada semazenlerin sol kolları sağ omuzlarını, sağ kolları sol omuzlarını tutar pozisyondadır. Buna niyaz vaziyeti denir. Bütün herkes yerini aldıktan sonra, Post-nişin semahaneye girer ve posta selam verdiğinde, mutrıb ve semazenler de selam verirler.
Post ile mutrıb arasında ve üzerine sadece “Hakikate varan yolu” bilen Postnişin’in basabileceği hayali bir çizgi vardır. Bu çizgiye Hatt-ı istiva denir.  Postnişin bu çizgiden posta kadar yürür ve tekrar selam verilir. Postun kırmızı rengi “Tecellî” yi, Şeyh ise Hz. Mevlânâ’yı sembolize eder. Hatt-ı Istıva semahaneyi ikiye böler. Semahanenin sağ tarafı maddi alemi ve nüzül’ü (iniş, düşüş), sol tarafı ise manevi alemi ve uruç’u (yükseliş) remzetmektedir.
NAAT
Herkes yerini aldıktan sonra naathan tarafından naat’a başlanır. Naat, Hz. Muhammed (s.a.v.)’e olan sevgi ve saygının ifade edildiği bir kaside türüdür. Şiir, Hz. Mevlana’ya, bestesi ise Itri’ye aittir. Rast makamında olan bu eser recitativo (konuşur gibi)  tarzda okunur. Naat’i takiben, kudümden bir kaç darp duyulur. Bu darb Allah’ın “OL” emrinin sembolüdür.

NEY TAKSİMİ
Sonra Ney taksimi başlar. Neyzen rast makamından icra edilecek ayinin makamına bir geçiş yapar.  Bu İsrafil’in “Sûr” u üflemesidir. Her şeye can veren nefesi simgeler.

PEŞREV
Ney taksiminden sonra, peşrev adı verilen, 28 zamanlı devrikebir usulünde ve okunacak ayinin makamında bestelenmiş saz eseri çalınmaya başlanır. Bu sırada Postnişin ve semazenler peşrevin ilk darbından sonra ellerini sertçe yere vurarak ayağa kalkarlar. Bu hareket Allah’ın “ol” emrinden sonra herşeyin “olduğu”nun sembolüdür. Aynı zamanda kabirden kalkmayı da sembolize etmektedir.
DEVR-İ VELEDÎ (SULTAN VELED DEVRİ)
Peşrev sırasında Postnişin ve semazenler semahaneyi üç kere yürürler. Bu yürüyüş maddi alemden manevi aleme yükselişi remzetmektedir. Bu üç tur sırasıyla, “ilm-el yakin, ayn-el yakin, ve hakke'l-yakin” denen, bilme, görme, olma mertebelerine işaret eder. Bu yürüyüş Hakikat yoluna önceden o yolu bilen bir rehber ile güvenle gidileceğini sembolize etmektedir. Devr-i Veledî sırasında kırmızı renkli postun önüne gelen postnişin veya semazenler karşılıklı olarak birbirlerine niyaz ederler. Bu, ruhun ruha, canın cana selamı şeklinde ifade edilir. Niyaz sırasında sağ ellerini de hırkalarının içinden kalplerine götürür ve ayak mühürlerler. Ayrıca Hatt-ı istıva geçilirken de niyaz edilir. Şeyhin posta geçmesi ile Devr-i Veledî biter. Kısa bir taksim ile ayin icrasına geçilir.
1. SELAM
Bu bölüm 8 yada 14 zamanlı usullerden bestelenmiş sözlü bir müzik eşliğinde gerçekleşir. Müzik başladığında semazenler üzerlerindeki siyah hırkayı çıkartırlar. Bu hakikate doğmayı remzeder. Niyaz vaziyetine giren semazen bir rakamını andırır. Bu Allah’ın birliğini sembolize etmektedir. Semazenbaşı Post’un karşısına geçerek, Postnişin’den “Sema’a destur almak” için niyaz eder. Bu niyaza Semazenler de katılır. Şeyhin destur vermesi ile semazenler sırayla Şeyh Efendi’nin elini öperler. O da onların sıkkelerini öperek semayı başlatır. Semada kollar iki yana açık ve sağ el yukarı sol el aşağı doğru durmaktadır. Gözler de kısık olarak sol elin baş parmağına bakmaktadır. Bu Hak’dan aldığını eşit olarak Halka dağıtmayı sembolize eder. Sema sırasında semazenler sağdan sola doğru her dönüşlerinde içlerinden “AL-LAH” demektedirler. Semazenlerin arasında, onların semahanede dolaşmalarını idare etmek üzere semazenbaşı dolaşır. Bu bölüm , tasavvufun Şeriat mertebesini; yani İnsanın bilgiyle hakikate doğarak, Yüce Yaradan’ı ve kendi kulluğu idrak etmesini remz eder. Selam sonlarında Postnişin, post önüne doğru ilerleyerek bazı dualar okur ve bir sonraki selamdaki sema için tekrar izin verdiğini belirtir. Postnişin, son semazenin de semaya katılması ile Semazenbaşı ile niyazlaşıp, postun gerisine çekilir.

2. SELAM
Müziğin aniden bitirilmesiyle 9 zamanlı evfer usulüyle bestelenmiş ikinci selama geçilir. Bu bölüm biraz daha ağırdır. Usulün farklı yapısından dolayı insanı düşünmeye zorlar. Semazenler de müziğe uyup ani olarak semayı bırakırlar ve niyaz vaziyetinde yüzleri semahanenin ortasına (kutuphane) bakacak şekilde ikişerli veya üçerli olarak omuz omuza gelip dururlar. Selam verdikten sonra birinci selamdaki gibi sırayla postnişin’in önünden geçerler ama bu sefer el öpmeden hemen semaya katılırlar. Bu bölüm tasavvufun Tarikat mertebesini; yani yaratılışdaki nizamı, azameti müşahade ederek, Allah’ın kudreti karşısında hayranlık duymayı remz eder.
3. SELAM
Bu Selamda üç farklı usul ve giderek hızlanan tempo vardır. İlk olarak 28 zamanlı devrikebir usulü, sonra 10 zamanlı aksak semai usulü ve son olarak 6 zamanlı yürüksemai usulü kullanılmıştır. 6 zamanlı bölümde tempo yavaş yavaş hızlandırılarak müzikteki tansiyon yükseltilir. Semazenler 2. selamda olduğu gibi semaya başlarlar. Burada Hakikat mertebesi; yani hayranlık ve minnet duygusunun aşka dönmesi ve aklın aşka kurban edilmesi remzedilir. Bu tam bir teslimiyettir, Allah’a vuslattır ve Sevgilide yok oluştur. Bu mertebe islamiyet haricindeki hemen bütün ezoterik öğretilerde en yüksek derece olarak ifade edilmektedir. Nirvana, Osiris gibi... Bu mertebe yok olmayı hedefler (Fenafillah). İslamiyetteki en yüksek derece ise, bir sonraki selamda varılacak olan kulluk makamıdır. Bu makam, nefsinde yok olup Allah ile var olmakdır (Bekabillah).
4. SELAM
Bu bölüm yine 9 zamanlı evfer usulüyle bestelenmiştir. Bir önceki selamdaki ritmin sarhoşluğundan bir anda insanı gerçeklerle başbaşa bırakırcasına çok ağır olarak icra edilir. Semazenler önceki selamlarda olduğu gibi semaya başlarlar. Ancak, Semazenler semahaneye yayıldıktan sonra önceki selamlarda olduğu gibi semahaneyi dönmezler, bulundukları yerde sema ederler. Bu selama postnişin ve semazenbaşı da katılırlar. Ancak, onlar hırkalarını çıkartmadan, sol eli ile hırkasının sağ tarafını bel hizasından, sağ eli ile de yakasından tutup ve yakasını hafifçe açarak sema ederler. Burada, İslamdaki en yüksek mertebe olan, marifet mertebesi yani; insanın manevi yolculuğunu tamamlayıp, kaderine razı olarak yaradılışdaki vazifesine, kulluğuna dönüşü remzedilmekte ve “Bütün mana mertebelerini bilsen de, ulaşsan da, asla kulluktan vaz geçme, en yüce makam ve mertebe kulluktur. Fakat bilenle bilmeyen bir değildir.” vurgulanmaktadır. Bu selamın bitiminde sazlar “Son Peşrev” (8 zamanlı) ve “Son Yürüksemai” (6 zamanlı) adı verilen saz eserlerini çalarlar. Saz eserleri 3. Selamın sonunda oluğu gibi coşkulu olarak sürerken, yürük semai bölümünün bitmesi ile beraber bir saz tarafından taksim yapılır. Bu taksim ile son mertebe olan kulluk makamının lezzetiyle coşmuş gönüller yavaş yavaş sakinleşmeye bırakılır. Postnişin’in posta dönmesi ile birlikte taksim biter ve Kur’an-ı Kerîm okunmaya başlanır.
KUR’AN-I KERİM
Kuran okunmaya başlanmasıyla beraber semazenler  semayı bırakarak, diğer selamlarki gibi semahanenin kenarına çekilirler ve bulundukları yere otururlar. Kuran’ı bu şekilde dinlerken, içlerinden biri herkesin hırkasını giydirir. Kur’an-ı Kerim’den muhakkak surette “Maşrık da Allah’ındır, mağrib de. Hangi tarafa dönerseniz Allah’ın yüzü oradadır. Çünkü Allah Vasî’dir, Âlim’dir.” mealindeki ayet okunur (Bakara-115).
NİYAZ
Kuran’ın bitiminden sonra Postnişin “Fatiha” der. Bu Fatiha Suresi gizli olarak okunduktan sonra ayağa kalkılır. Bazen, Semazenbaşı tarafından Mevlevi Gülbankı denilen özel bir farsça dua okunur. Bu duada, bütün peygamberlere, şehitlerimize ve bütün inanananlar ile, devletimizin selameti zikredilmektedir. Dua bitiminde tekrar fatiha okunur ve Gülbank Postnişin’in “Hû diyelim” sözüyle biter. Bütün mutrıb ve semazenler yüksek ve düz bir sesle “Hû” derler.
FİNAL
Sonra Postnişin semazenler ve mutrıb ile ayrı ayrı selamlaşır ve semahane yine Şeyh Postuna selam verilerek huzur, huşû ve sükûnet içinde terkedilir.

AÇIKLAMALAR
HIRKA : Siyah renklidir. Mezarı temsil eder. Semazen hırkasını çıkartmakla manen ebedi aleme, hakikate doğar.
MUTRIB (MUTRIBÂN): Müziği icra edecek olan saz ve ses topluluğu.
MUTRIBHÂNE : Mutrıbânın oturduğu mekân.
NİYAZ VAZİYETİ : Sol el ile sağ omuzu, sağ el ile de sol omuzu (çapraz bir şekilde)  tutarak ve sap ayak başparmağı sol ayak başparmağı üzerine basarak (ayak mühürlemek) durmaktır. Allah’ın birliğine şahadet eder.
POST : Koyun derisinden yapılır ve manevi makama işaret eder. Kırmızı renk tecelli rengidir. Bu yüzden Şeyh postları kırmızı olur.
POSTNİŞİN : Posta oturma yetkisi bulunan Şeyh
SELÂM : 1. Postnişin, semazen ve mutrıbanın gönüllerinden gönüllere yaptıkları harekettir. Baş hafifçe öne eğilir, sağ el kalbin üzerine götürülerek ve ayak mühürleyerek yapılır. Semazenler semaya çıkarlarken niyaz vaziyetinde de selam verirler.  2.  Ayindeki sözlü bölümlerin her biri.
SEMÂ : Müziğe uyarak sağdan sola doğru dönmektir. Alemdeki her şey dönmektedir (elektrondan-galaksilere kadar).  Sema işte bu var oluş gerçeğini vurgulamaktadır. Semada kul hakikate yönelir, akıl ve aşkla yücelip nefsini terk eder. Böylelikle Hakk’da yok olur. Sonra olgunluğa ermiş kamil bir insan olarak tekrar kulluğa döner. Artık O, bütün yaratılmışlara sevgi ve hizmet için vardır.
SEMÂHÂNE : Sema yapılan mekan. Kainatı temsil eder.
SEMÂZEN : Sema eden kişi.
SIKKE : Keçeden yapılan bir cins külah. Mezar taşını remzeder.
TENNÛRE : Beyaz  elbise. Nefsin kefenidir.

ÇOK OKUNANLAR

Şİİ SUFİ YOLLARI

  Babailik   Batınilik   Bekta...

Temmuz 06, 2009

HZ. EBU BEKİR'İN HAYATI

Hz. EBU BEKIR ES SIDDÎK (r.a) (571-634)  &nbs...

Temmuz 05, 2009

İSTİLA DEVİRLERİNİN KOLONİZATÖR …

  Prof. Dr. Ömer Lütfi BARKAN Selçuk-Bizans...

Temmuz 06, 2009

TASAVVUFUN KISACA TARİHÎ GELİŞİM…

Hz. Peygamber, sahâbe, tâbiîn ve tebeu't-tâbiîn dö...

Temmuz 07, 2009

Prof. Dr. Hayrettin Karaman- Hoş…

Kulağa hoş gelen, gönüllere rahatlık veren, iyi bi...

Temmuz 20, 2009

SELEF VE SELEFILIK

Selef kime denir? Hz. Peygamber s.a.v.'in “En ...

Temmuz 06, 2009

RÜYALARIN ÖNEM VE ANLAMI

Rasulullah Muhammed Mustafa (aleyhissalatu vessela...

Temmuz 20, 2009

SÜNNİ SUFİ YOLLARI

  Ahilik Bayramilik Buhurilik  ...

Temmuz 06, 2009

İSTANBUL’DA MEVLEVÎLİK

Mevlevi Ayini ve Semâ Törenleri çok kez doluluk ...

Ocak 11, 2016

CÂHİLİYYE DÖNEMI

Bilgisizlik, gerçeği tanımama. İslâm, tam bir aydı...

Temmuz 05, 2009

Ahmed Avni KONUK

AHMED AVNİ KONUK (1868 - 19.3.1938) Kadı Alî-zâ...

Temmuz 21, 2009

Mevlevilik Ve Gazi Mustafa Kemal

Mevlevilik Ve Gazi Mustafa Kemal Yıl 1922... Kası...

Şubat 06, 2009