TASAVVUFÎ TERIMLER (O)
..:: 1 ::..
O : Üçüncü sahis zamiri. Arapça karsiligi Hüve: veya Hû: Allah.

OCAK-I BEKTASIYAN: Türkçe, Bektasîler Ocagi demektir. Yeniçeri Ocagina bu ad verilir. Yeniçeri ocagi, Haci Bektâs-i Velî'ye bagli sayildigi için, bu tâbir meydana gelmistir. Ancak Yeniçeri ordusunun kurulusunda, Haci Bektâs-i Velî bizzat bulunamamistir. Zira O'nun ölümü ile bu ocagin kurulusu arasinda, bir asir civarinda bir zaman boslugu vardir. Öyle zannediyoruz ki, Haci Bektas'in halifelerinin Osmanli Devletinin kurulusunda, aktif roller üstlenmesi, ikisi arasinda münasebet kurulmasina sebebiyet vermistir.

OCAK-OCAKZÂDE: Türkçe-Farsça. Ocak oglu demektir. Ocak; içinde odun, kömür yakilan, dumani üstteki bacadan çikan özel ates yakma yerine denir. Mecazi olarak, kurulus boy-soy, kök, dirlik, düzenlik manalarina gelir. Bu, ayni zamanda bir Bektasî tabiridir. Bektasî tekkelerinde, meydân odalarinda, kiblenin oldugu yerdeki ocak. Ocak bulunmayan meydandaki kösenin biri, ocak haline getirilirdi. Ocagin bir tarafinda Seyyid Ali Sultan Postu, öbür tarafinda Horasan Postu bulunurdu. Bu konudaki bazi deyimler su sekildedir :
Ocagin yansin : Bu hem hayir dua, hem de bedduadir.
Ocagi yikilsin, ocagi sönsün : Nesli kesilsin, soyu sona ersin, demektir.
Allah ocagini söndürmesin, ocagin sen olsun : Allah neslini devam ettirsin, huzurun geçimin iyi olsun anlamina gelir.
Ocak : Herhangi bir hastaliga okumaya izinli olan ve bunu babadan ogula geçirerek ve bu sekilde nesiller boyu devam ettiren kisiler hakkinda, ocak tabiri kullanilir. Meselâ, sitma ocagi, bas ocagi, dolama ocagi, sarilik ocagi vs. gibi. Bu ocaklar, genellikle kirsal kesimde ve özellikle Kadirî, tasavvuf okullarinda yaygindir.
Alevilerde, dede denen mürsidin, seyyid yani Hz. Peygamber (s) in soyundan gelmesi sarttir. Onlara göre Sari Saltuk, Pir Sultan,Dede Kargin, Aguçen (agu yani zehir içen), Karadonlu Can Baba, Kizil Deli, Seyyid Baba, Seyh Samut, Seyh Çoban gibi Bektasî an'anesine girmis kisiler, seyyiddirler. Bunlarin soylarindan gelen dedeler de, o ocaktandir. Bundan dolayi dedelere ocakzâde denir. Alevîler bölük bölük, babadan ogula, bu ocaklardan birinin talibi sayilirlar. Bu ocaklardan birine mensub olanlar da, bir baska ocagi pîr tanirlar. Dede, kis mevsiminde, dervislerinin bulundugu köylere gidip, onlarin sorgu-görgülerini icra eder, gençlerini musâhib kavline sokar.

Mekân etti nân-hânenin bucagin,
Bulutlara atar, tutar nacagin,
Hem uyaran pîrimizin ocagin,
Mürsel Dede oglu Sultan Bali'dir.
Kazak Abdal

Burada "ocak uyarmak", deyimi, yolu erkâni yenilemek, diriltmek manasinadir.
OKÇULAR SEYHI: Okçular tekkesinin umumî nâzin veya basi anlamina kullanilir. Tekke, Okmeydani'nda oldugu için, bunun yerine Seyhu'l-Meydân da kullanilir. Ancak bu unvan, daha önceleri, rikâb-i hümayun atçibasisi için kullanilirdi. Sonradan atçibasilik kalkinca, bu görev, menzil sahipleri arasindan seçilenlere verilmistir.

OKÇULAR TEKKESI: Simdiki tâbirle okçuluk klübü. Tekke, okçularin ok tâlimi yaptiklari Okmeydani'nda idi. Tekkenin genis salonuna "semâhâne"denirdi. Okçular tekkesi, 6 Mayis'ta yani Hidirellez günü açilir, alti ay boyunca Pazartesi ve Persembe günleri tâlim yapilirdi. Tekkede seyhu'l-meydan ve havacilar denen, bugün hakem diyebilecegimiz mahiyette kisiler bulunurdu, idman yapanlari, menzil ihtiyari, mütevelli veya korucu adi tasiyan görevliler sinavdan geçirir, basarili olanlarin adi, tasa kazilirdi. Sairler bunlar için siir yazar, basarili olanlara para mükafati da verilirdi. Muallim Cevdet'in kaydettigine göre, okçularin kendilerine göre adab ve erkâni vardi. Meselâ okçular, abdestsiz ok atmazlar, pirlerine saygi gösterirlerdi. Tekke alti ay açik, alti ay kapali kalirdi. Tasavvufun sportif alandaki etkinligini göstermesi açisindan, bu tekkelerin baslibasina ilmî çalismalara konu olmasi, kültür tarihimiz açisindan büyük önem arzedecektir. Okçuluk ruhsati, bu tekkenin seyhince verilirdi. Tekkeye gelen okçular abdest alir, namaz kilarlar ve kat'iyyen abdestsiz ok atmazlardi. Tekke âdâb ve erkâninda kusur isleyenleri, seyh efendi "bizimle oturma" diyerek kovardi.

OK YAYDAN ÇIKTI BIR KERE : Basina kötü hal gelen biri için, sehm-i kaza (kaza oku] nun artik yayindan çiktigini belirtmek üzere kullanilan bir deyim. Artik bundan sonra, sabir gerekir, yapacak bir sey kalmamistir.

ONBIR TARIKATIN TAVLASINDAN BOSANAN, BIZIM TAVLAMIZDA KARAR EDER : Bektasîler, tarikatlari oniki olarak kabul ederler. Digerleri bu oniki tarikatin su'beleridir. Onlara göre, hakiki tarikat, Bektasîliktir. Bir kimse Bektasîlige girmedikçe hakikata ulasamaz. Diger tarikatlar bu konuda yetersizdir. Bu bakimdan, onlara göre, onbir tarikat ehli sonunda Bektasî olabilir ama bir Bektasî baska bir tarikata giremez, buna lüzum yoktur. At ahirina tavla denir. Bektasîler bu sözle, kendileri de dahil olmak üzere bütün tarikatlari ahira (lavla), müridleri de terbiye edilmek üzere tavlaya girmis atlara benzetirler. Ancak bu benzetisin ince tasavvuf edebinden uzak oldugu açiktir. Meselâ onlar, sevdigi kimselere, "pezevenk" derler.

ONDÖRT MASUM : imâmiyye'ye göre, Hz. Muhammed (s), Hz. Fâtima (r) ve oniki imam ma'sûmdurlar, yani küçük büyük her günahtan, yanilmak ve kötülük yapmaktan münezzehtirler. Bu sebeple bunlara Ondört Masum derler. Bu süphesiz, Islam inancina taban tabana ters düsen bir husustur. Zira, Peygamberlerden baska kimse ma'sum degildir. Bu ifade, ergenlik çagina gelmemis, akil-balig olmamis, üzerine ser'î yükümlülük düsmeyen küçükler için de, kullanilir. Oniki imamin ergenlik çagina gelmeden sehid edilen ondört evlâdina, masum denilmekle birlikte, Gölpinarh'nin da ifâde ettigi gibi, bu ondört masum çocugun, ütopik kisilerden olustugu gerçektir. Bunun insandaki acindirma mekanizmasiyla yakindan ilgisi bulundugunu zannediyoruz. Ancak, gülbanklerde ve nefeslerde, bu ondört masumdan bahisler vardir.

ONBESLER : Onbes kisiden olusan ricalu'l-gaybe denir. Bunlar, mü'min kâfir ayirimi yapmadan, herkese sefkat ve merhametle davranirlar.

ONLAR : Ricalü'l-gaybden on kisi. Bunlar husu halinde, sessiz,yavas konusan kisilerdir. Vakar ve sekinetle yürürler, laf atanlara "selâm size" derler. Fakat gerekli hale gelirse, kendilerine tasallut edenleri, def etmekte bir sakinca görmezler.

ONSEKIZLER : Ricalü'l-gaybden onsekiz kisi. Allah ne emretmisse, onu yerine getirirler, gerektiginde kendilerinde keramet zuhur eder.

ONIKI HIZMET : Alevîlerin cem ayinlerindeki oniki hizmet. Bu hizmetlere bakanlarin adlari söyleydi: 1- Mürsid, 2- Pîr, 3- Halife, 4- Çeragci, 5- Zâkir, 6- Gözcü, (ikiye ayrilir: Disari Gözcüsü, Içeri Gözcüsü) 7- Tarîkçi, 8- Cemiyetbasi, 9- Saka (Sucu), 10- Nakîb, 11-Ferras (Süpürgeci), 12- Hadim (Hizmetçi).

ONIKI IMAM : Bkz. Düvazde imam. ONSEKIZ BIN ÂLEM : Çesitli boyutlariyla birlikte, bütün bir kainata onsekizbin âlem denmistir. Âlemin onsekizbin sayisina ulastirilmasi su sekilde açiklanir : "Bu, dokuz felekle beraber kürre-i hava, kürre-i mâ, küre-i türâb, küre-i nâr, yani anasir-i erbaa, Cemâd, hayvan, nebat yani mevâlid-i selâse, insan ve insan-i kamil; onsekiz olur ki, zuhur itibariyle herbiri bin sayilirsa onsekiz bin olur."
Bu kozmolojik telakkiye, göre, bütün bir varlik âlemi onsekiz temele dayandirilmaktadir ki onlar da sunlardir.
a) Dokuz felek = 9
b) Hava küresi = 1
c) Su küresi = 1
d) Ates küresi = 1
e) Toprak küresi = 1
f) Cansizlar = 1
g) Bitkiler = 1
h) Hayvanlar = 1
i) insan = 1
j) insan-i Kâmil = 1
------------ 18
Bu onsekiz temel, 18.000 olacak çesitlilikle ortaya çikar. Âlemler boyut farkliligiyla çesitlenir. Mesela, Amerika'da NASA merkezinde, uzaya araç veya uydu gönderme konusu gündeme gelince, üç boyutlu dünyaya ait matematik islemlerinin yetersizligi ortaya çikiyor, deniliyor. Uzaya araç göndermek için, bu açmazin giderilmesi gerekir... Iste bunun için 26'nci boyutlu bir alana ait astro-matematik gündeme geliyor, problemi çözüyor ve uzaya, bu sayede araç gönderilebiliyor. Sirf bu olay, yasadigimiz âlemin ötesinde, zihinsel planda bile olsa, bir takim varlik boyutlarinin bulundugu gerçegini dile getirir. On sekiz bin âlemin ne oldugunu anlamak istiyorsak, bu açidan, yani, günümüz modern astro-fizik, astro-matematik, astro-geometrik hesaplarindan yola çikmamiz gerektigine inaniyoruz. Ancak yine de kabul etmek gerekir ki, on sekiz bin âlemin ne oldugu hususu, hâlâ, problem olma özelligini korumaya devam edecektir.

ORDU SEYHI :Askerleri cihada tesvik ve ordunun zafere ulasmasina dua için çaba gösterenler. Fatih, Istanbul'un fethinde, agzi duali Aksemseddin gibi kutsal gönüllü velilere davette bulunmus, onlar da, bu görevi seve seve yapmislardi. Iste bu âdet, Tanzimat'tan sonra kaldirilmistir.
TASAVVUFÎ TERIMLER (O)
..:: 2 ::..
ÖLMEDEN ÖNCE ÖLMEK : Kalpte, Allah'tan gayri bütün istekleri yok etmek. Bu, istege bagli ölümdür, mecburî ölüm (son nefesle ölüm) degildir. Bu sekilde, kendi iradesiyle ölenler, manâ âleminde yeni bir yasantiya kavusurlar. Ab-i hayat denilen ölümsüzlük suyu da iste budur.

ÖP ESIGI ÇIK DISARI : Istenilmeyen yerde durmamak gerektigini, ögütleyen bir söz. Sufiler, mücadele ve münakasadan son derece kaçinirlar, onun için, böyle bir durumla karsilasinca esigi öpüp, niyaz ederek çikarlar.
 

ÇOK OKUNANLAR

Prof. Dr. Hayrettin Karaman- Hoş…

Kulağa hoş gelen, gönüllere rahatlık veren, iyi bi...

Temmuz 20, 2009

MALİKÎ MEZHEBİ

Malik b. Enes b. Malik b. Ebi Amir el Asbahî'ye ni...

Temmuz 06, 2009

İSTİLA DEVİRLERİNİN KOLONİZATÖR …

  Prof. Dr. Ömer Lütfi BARKAN Selçuk-Bizans...

Temmuz 06, 2009

HZ. EBU BEKİR'İN HAYATI

Hz. EBU BEKIR ES SIDDÎK (r.a) (571-634)  &nbs...

Temmuz 05, 2009

RÜYALARIN ÖNEM VE ANLAMI

Rasulullah Muhammed Mustafa (aleyhissalatu vessela...

Temmuz 20, 2009

SELEF VE SELEFILIK

Selef kime denir? Hz. Peygamber s.a.v.'in “En ...

Temmuz 06, 2009

Ahmed Avni KONUK

AHMED AVNİ KONUK (1868 - 19.3.1938) Kadı Alî-zâ...

Temmuz 21, 2009

CÂHİLİYYE DÖNEMI

Bilgisizlik, gerçeği tanımama. İslâm, tam bir aydı...

Temmuz 05, 2009

İSTANBUL’DA MEVLEVÎLİK

Mevlevi Ayini ve Semâ Törenleri çok kez doluluk ...

Ocak 11, 2016

SÜNNİ SUFİ YOLLARI

  Ahilik Bayramilik Buhurilik  ...

Temmuz 06, 2009

TASAVVUFUN KISACA TARİHÎ GELİŞİM…

Hz. Peygamber, sahâbe, tâbiîn ve tebeu't-tâbiîn dö...

Temmuz 07, 2009

Mevlevilik Ve Gazi Mustafa Kemal

Mevlevilik Ve Gazi Mustafa Kemal Yıl 1922... Kası...

Şubat 06, 2009