TASAVVUFÎ TERIMLER (P)
..:: 1 ::..
PABUÇ: Farsça, ayaga giyilen sey demektir, Pâ : Ayak, Pûs: Giymek manasina gelir. Tasavvuf âdabina göre, misafirin ayakkabilari disari dogru çevrilmez. Bunun sebebi, misafirin giderken, sirtini ev sahibine dönme zorunda kalmasidir. Bu sekilde misafir, arkasini dönmeden ayakkabisini giyer ve o sekilde de kapidan çikar. Buradaki ince espiri, insanin insana saygili olmasidir. Yine, bir misafirin ayakkabilarinin disa çevrilmesi, onun bir daha gelmesini istememe anlamina gelir. Suçlularin ayakkabilarinin burnu disari çevrilerek, ona bir daha gelmemesi mesaji tasavvuf adabinda bu sekilde iletilir. Bu duruma "seyyah vermek" veya "papuç çevirmek" denir. Bu deyim, halk arasinda "pabucunu eline verdiler" seklinde kullanilir.

PABUCU DAMA ATILMAK : Eskiden esnaflar, fütüvvet teskilâti bünyesinde bir tarikat seyhine bagli idiler. Esnaftan biri, fütüvvet terbiye ve âdabina aykiri bir davranis sergilerse (meselâ, bagli oldugu loncaya aidatini ödemezse, hile yaparsa, ahlâksiz bir is yaparsa) dükkaninin önünde, fütüvvet erenlerinin, seyhinin ve ahî babanin huzurunda, ayakkabilari çikarilarak niyaz durumunda muhakeme edilir. Suçlu oldugu sonucuna varilirsa, pabuçlari dükkanin damina atilir. Dükkani belirli bir zaman için veya sürekli olarak kapatilir, ticaret ve san'attan men edilirdi. Pabucu dama atildi, artik isi bitti manasina gelir.

PALHENG: Farsça, av veya suçlu kisinin baglandigi kemende, ipe derler. Dizgin anlamina da gelir. Kalenderi ve Bektasîlerde, bele kusatilan kemerin biraz sol tarafina baglanan, yaklasik el büyüklügündeki tasa denir. Bu tas, onu baglayani dizginleyip, nefsine galip geldigine isaret eder. Palheng, genellikle, balimtasi denen balgamî tastan yapilir. On iki imama isaret olarak, on iki köselidir. Pirinç veya gümüsten bir mahfaza, bu tasi arkadan tutar. Yine, arkadaki bir halkadan geçen kusakla, beldeki kemerin üstüne ve göbegin sol tarafina gelmek üzere kusanilir. Adinin palheng olup olmadigini bilmedigimiz siyah bir tasi, Haci Bayram Velî'nin, açlik riyazetlerinde, Hz. Peygamber (s)'i taklid etmek üzere karnina iple bagladigi bilinmektedir. Hüseyin Vassaf, Sefîne'sinde, 1910'lu yillardaki, Ankara'ya yaptigi bir yolculukta, Haci Bayram'in türbesini ziyaret ettigini ve orada bu tasi gördügünü yazar. Simdi bu tas Ankara'da Etnografya Müzesi'nde sergilenmektedir. Yunus Emre'nin siirlerinde geçtigine göre, onüçüncü yüzyillarda palhengin bir tarikat cihazi olarak kullanildigi söylenebilir:
Yunus, imdi tevbeye gel. Can sendeyken eyle amel. Ask ile gel kusanigör, Bu dervislik pâlhengini.

PÂY-I MÂCÂN: Mevlevîler bu tâbiri "ayakkabilik" anlaminda deyimlestirmislerdir. Tasavvufî edebe aykiri hareket eden bir dervis, ayakkabilikta sag kulagi sol elinde, sol kulagi sag elinde olarak tek ayak üzerinde bir süre durma cezasina çarptirilirdi. Bu cezaya pây-i mâcân denir.

PAZAR: insanlarin alis veris yapmak üzere toplandigi yerler, Farsça bâzâr denir. "B" harfi Türkçe kullanimda, "P" harfine dönüsmüstür, ilahî nurlarin ortaya çiktigi yer. Kesret ve tefrika mertebesi. Bu terim ask pazari ve melâmet pazari seklinde de kullanilir. Birincisi, Allah askina düsen kisiyi, ikincisi de çile ve belâlari ifâde eder.

PAZARCI MASASI : Mevlevî terimlerindendir. Pazarci beline demir takip, tekkenin levazimini tedarik için pazara giderdi. Pazarcinin beline takdigi demire pazarci masasi denir. Pazar esnafi, bu demiri görünce, pazarciya verecegi, satacagi malda indirim yapardi.

PENÇE-I ÂL-I ABA: Aba ailesinin pençesi anlamina Farsça-Arapça bir tamlama. Hz. Muhammed (s), Hz. Ali, Hz. Hasan, Hz. Hüseyin ve Hz. Fâtima'nin adlarinin, el pençesi seklinde yazilip kazindigi levhalara denir.

PEND: Farsça, ögüt, nasihat anlaminda bir kelime. Hz. Peygamber (s)'in "Din nasihattir" hadisi, tasavvufta, motive edici bir düstûrdur. Nitekim, tasavvufî sohbetin hedeflerinden biri ve en önemlisi nasihat içerikli olmasidir. Bu konuda "Pendnâme" adli eserler verilmistir. Seyyid Ali Hemedânî ve Feridüddin Attar'in "Pendnâme"leri bu meyânda zikrolunabilir.

Ey birader dinle pendim, varsa malin sakla tek
Düsmanina kalsin kalirsa, dosta muhtaç olma tek.
La edrî

PERI: Farsça, uçmak anlamina gelen "perîden" mastarindan türetilmis, ism-i fail olup, uçan demektir. Cinlerden güzel olan ve zarar vermeyenlere, peri denilir. Güzel yüzlü olan kisilere, peri yüzlü tâbiri kullanilir. Peripeyker, peri evladi, perirû kelimeleri de ayni anlami tasirlar. Türkçemizde kullanilan "perisi hoslanmamak" tâbiri, ruhen uyusmamayi ve sevmemeyi ifâde eden olumsuz bir anlama sahiptir.

PERDE: Farsça, örtü demektir. Allah ve insan arasinda yetmis bin perde bulundugunu bildiren bir hadis-i serif vardir. (Müslim, Iman, 293). Bu perdelerden bir kismi zulmanî, bir kismi da nuranîdir. Mal, mülk, menfaat, dünya sevgisi, sehvet, zulmanî; Allah'a ait tecelliler ise nurânî perdedir. Tasavvufî sülük ve vuslat yolunda, bu perdelerin kaldirilmasi gerekir.

PESTEMAL: Farsça, belden asagi sarilarak giyilen havlu veya bezden mamul giysiye denir. Fütüvvet erbabinin simgesi durumunda bulunan pestemal kusanmak, çirakliktan ustaliga yükselenlere uygulanan bir törenin adidir. Bu törende ahî lideri, isinde ustalasmis san'atkâra, pestemal kusatir. Sonra, san'atinin durumuna göre, kendisine terazî, makas, ustura gibi edevattan birini verirdi. Tören, esnaf toplulugunun huzurunda yapilirdi.

PERISANI-PERISAN-PERISANLIK : Farsça, daginiklik, zavallilik, mahzunluk vb. gibi anlamlari olan bir kelimedir. Tasavvuf? açidan, cem' âleminin ziddi olan tefrika âlemine denir.

Perisân-hâlin oldum, sormadin hâl-i perisanim.
Canimdan derde düstüm, kilmadan tedbîr-i dermanim.
Fuzûlî

PEYMANÇE: Farsça, ufak söz verme, ahitçik anlamina geldigi gibi, pay-i mâcân'dan bozma bir kelime de olabilir. O takdirde pabuçluk, ayakkabilik manalarina gelir. Adâb ve erkân açisindan ufak kusur isleyen dervislere, ayakkabilikta bir miktar, tek ayak üzerinde, ve çaprazlama iki elle iki kulagi tutma seklinde uygulanan cezaya, peymançe denir. (Ayr. bkz. Pây-i Mâcân) Gölpmarli'nm incelemesine göre, bu ceza sonralari kalkmis olup, hizmeti bitiren dervis, niyaz vaziyetinde ayakkabilikta durarak, hizmetinin "hakli, hayirlisini" diler. (Ayr. bkz. : Ayak mühürlemek ve Hak)

PEZEVENK: Farsça, "pejvend"den bozma bir kelime olup, kadin tüccarligi yapan, fuhus pazarlamacilari için kullanilan bir tâbirdir. Bu münasebetle, özellikle, tasavvuf ehli yol göstericiler, rehberlik yapanlar için bu tâbir kullanilmistir. Hattâ medih olmak üzere "koca pezevenk" tâbiri de kullanilir.
TASAVVUFÎ TERIMLER (P)
..:: 2 ::..
PIR : Farsça, ihtiyar, yasli kimselere pîr denir. Tasavvuf liderine de pîr adi verilmistir. Bu kelime üstad, mütehassis gibi anlamlari da ihtiva eder: "O, bu isin pîridir" gibi. Büyük adamlar için kullanildigi da olmustur. Eskiden tarikat kurucusu seyhlere de, pîr denirdi.

Heb muftekiriz himmet-i kudsiyye-i pire,
Emrazina ruhun nigeh-i lütfü sifâdir.
Tokadîzâde Sekib
Vur pençe-i Ali'deki semsîr askina,
Gülbangi asmani tutan pîr askina.
Yahya Kemal Bayatli

Bu kelimenin çesitli tâbirlerde kullanildigini görüyoruz:
Pîr askina: Faydasiz, bos yere anlamina gelir. Bu, yemin için de kullanilir.
Yutulur herze mi pîr askina mahrûmiyyet,
Çekdi yillarca, fakat, çekmiyor artik millet.
Mehmet Akif Ersoy

Pîr-i tarikat: Bir tasavvuf okulunun ilk kurucusu.
Pîr-i sânî: Bir tasavvuf okulunda ihya veya tecdîd yapan kisiye, ikinci pîr denir. Halvetîlerin pîr-i sânisi, Yahya Sirvânî iken, Kadirîlerinki Esrefoglu Rumî olmustur.
Pîr evi: Haci Bektas'taki ana dergâh.
Pîr-i fanî: Erzel-i ömrü yasayan, çok yasli kimse.
Pîr-i mugan: Farsça, bas kesis demektir. Kamil mürsid veya kutb-i âlem yerinde kullanilan bir tâbirdir. Meyhaneci anlamina da gelen bu kelime, ask sarabi sunan, Allah sevgisini insanlara ögretmeye çalisan mürsidler için de, kullanilmistir.
Pîr ol: Askolsun, bravo, aferin anlaminda bir ifade.
Pîr postu: Bektasîlerde, meydanda bulunan bir makam. Burada yere serili bir post bulunurdu.
Pîr ü pak: Tertemiz.
Pîr-perverde: Allah tarafindan yetistirilene Hüda-perverde (uveysî), seyh tarafindan yetistirilene de pîr-perverde denir.
Pîr yoluna gitmek: Bosa ölmek demektir.

PÎR-HACAT: Abdullah Ensârî'ye (ö. 481/1089) dayandirilan bir tasavvuf okulu.

PIRINÇ MEYDANI : Mevlevi tâbiri. Büyük dergahta, dervislerin topluca pirinç ayikladiklari yere denir.

PIR POSTU : Bektasî tâbiridir. Meydanda bulunan çesitli makamlardan biri. Burada da, niyaz olunurdu. Nasip alan yeni tâlib, rehberinin delaletiyle buraya geldigi zaman, rehber söyle derdi: "Buna pir postu derler. Hazret-i Pir Efendimiz, bunu Horasan'dan getirip, buraya sermistir. Meram ve maksadin her ne ise, iltica olup murada erisilecek makamdir."

PIS KADEM: Farsça-Arapça bir kelime olup ön adim demektir. Tekkelerde âyini idare eden naib için kullanilir bir tâbirdir. Bu vazifeyi gören dervis, seyhin muavini sayilirdi. Mevlevîlerde, Çelebi Efendi'nin yardimcisina, bu tâbir yerine "tarikatçi" tâbiri kullanilirdi.

POST : Farsça, hayvan derisi demektir. Tüylü hayvanlarin, özellikle koç, kurt vs. gibi hayvanlarin derisi tuzlanip kurutulur, bu sekilde post yapilirdi. Seyhlik makamina post denirdi. Birtakim postlar da, makam temsil ederdi. Post ile ilgili bazi tâbirler ve atasözleri vardir.
Postu kurtarmak : Ölümden kurtulmak, tehlikeden kurtulmak demektir.
Postu vermek veya kaptirmak : Tehlikeden kurtulamamak demektir.
Postu sermek : Bir yere oturup kalmayi, oradan ayrilmamayi ifade eder.
Post-nisîn : Posta oturan demektir ki, seyhler için bu tâbir kullanilir.
Post duasi : Mevlevîlerde, mukabele baslamadan evvel, seyhin postunda iken okudugu duadir. Mukabeleden sonra, Dua-gû (duaci) dedenin, seyh huzurunda okudugu Farsça duaya, "Post Duasi" denir.
Post kavgasi : Makam, mevki ugruna verilen kavgalara post kavgasi denir.
Güvenme dostuna, saman doldurur postuna: Dost zannedilen bazi kisilerin zaman içinde düsman olabilecegi düsünülerek, dostlukta itidalli davranmak, ifrata kaçmamak gerektigi, bu atasözüyle anlatilir.
Bir postum var, atarim, nerde olursa yatarim: Mali mülkü olmayan garip ve kimsesizlerin nerede olsa barinabileceklerini bildirir bir atasözü.
Bir post, bir dost bize yeter : Bir isin, bir de dostum var mi, tamam artik huzurlusun, bu yeter.
On dervis bir posta sigar, iki padisah bir ülkeye sigmaz : Maneviyat egitimi görmüs kisilerde, makam ve mevki hirsinin bulunmadigini anlatan bir atasözü.
Bektasilikteki Post sayisi, oniki makami temsil etmek üzere onikiydi: Baba postu, asçi postu, ekmekçi postu, nakib postu, ataci postu, meydanci postu, türbedâr postu, kilerci postu, kahveci postu, kurbanci postu, ayakçi postu, mihman evi postu.
Postu sirtinda gezer hayvanin
Ilmi sadrinda olur insanin
Sünbâlzâde Vehbi
Posta geçmek veya posta oturmak : Tekkeye seyh olmak demektir.
Post kubbesi : Mevlevî tekkelerinde, seyhin oturdugu yer.
Post nakibi : Tekkelerde, postu sermekle görevli dervise denir.
Postu dürmek : Mevlevi tâbiri. Meydan-i serifte, Sultan Veled ile Atesbâz-i Veli makami sayilan yerde, serili postun, gece yatilirken, hürmetsizlik olmamasi için, durulup bükülmesini ifade eden bir tâbir.

PUHTEN: Farsça, pismek demektir. Ask atesinde yanip pismeyi ifade eder.
Na-puhte : Ham, pismemis, çig

PUL: Farsça, para demektir. Kurustan küçük paralara eskiden pul denirdi. Yedi defa tekrarlanan dualarin sayisini bilmek için, bazi tesbihlerin, imamesinden itibaren yedinci tanesinden sonra, mercimek gibi yassi olarak konan isarete denirdi.

PÛR-I ARABI = Muhyiddin Arabî

PÛR-I AZER = Hz. ibrahim (a)

PÛR-I HACER = Hz. ismail (a)

PÛR-I MERYEM = Hz. isa (a)

PÛSIDE-I BEYT-I MUAZZAM: Farsça, Kabe örtüsü demektir.
 

ÇOK OKUNANLAR

Prof. Dr. Hayrettin Karaman- Hoş…

Kulağa hoş gelen, gönüllere rahatlık veren, iyi bi...

Temmuz 20, 2009

MALİKÎ MEZHEBİ

Malik b. Enes b. Malik b. Ebi Amir el Asbahî'ye ni...

Temmuz 06, 2009

İSTİLA DEVİRLERİNİN KOLONİZATÖR …

  Prof. Dr. Ömer Lütfi BARKAN Selçuk-Bizans...

Temmuz 06, 2009

HZ. EBU BEKİR'İN HAYATI

Hz. EBU BEKIR ES SIDDÎK (r.a) (571-634)  &nbs...

Temmuz 05, 2009

RÜYALARIN ÖNEM VE ANLAMI

Rasulullah Muhammed Mustafa (aleyhissalatu vessela...

Temmuz 20, 2009

SELEF VE SELEFILIK

Selef kime denir? Hz. Peygamber s.a.v.'in “En ...

Temmuz 06, 2009

Ahmed Avni KONUK

AHMED AVNİ KONUK (1868 - 19.3.1938) Kadı Alî-zâ...

Temmuz 21, 2009

CÂHİLİYYE DÖNEMI

Bilgisizlik, gerçeği tanımama. İslâm, tam bir aydı...

Temmuz 05, 2009

İSTANBUL’DA MEVLEVÎLİK

Mevlevi Ayini ve Semâ Törenleri çok kez doluluk ...

Ocak 11, 2016

SÜNNİ SUFİ YOLLARI

  Ahilik Bayramilik Buhurilik  ...

Temmuz 06, 2009

TASAVVUFUN KISACA TARİHÎ GELİŞİM…

Hz. Peygamber, sahâbe, tâbiîn ve tebeu't-tâbiîn dö...

Temmuz 07, 2009

Mevlevilik Ve Gazi Mustafa Kemal

Mevlevilik Ve Gazi Mustafa Kemal Yıl 1922... Kası...

Şubat 06, 2009