19. asırda teknolojik yarışı kaybeden Müslümanlar siyaseten de geriledi. Özellikle Osmanlı topraklarında yaşayan 17 ayrı coğrafyadaki müslüman halklar, (Anadolu örneği) ölüm - kalım savaşı verdiler. Bu dönemde sufi tarikatlar, disiplinli teşkilatıyla kitlelerin imdadına koştu. Tasavvuf terbiyesindeki cemaatler, siyasi varlık ve bütünlüğü korumada müslümanlara öncülük etti.  
 
Sünusi cemaati nasıl bozulup dağıldı
19. asırda teknolojik yarışı kaybeden Müslümanlar siyaseten de geriledi. Özellikle Osmanlı topraklarında yaşayan 17 ayrı coğrafyadaki müslüman halklar, (Anadolu örneği) ölüm - kalım savaşı verdiler. Bu dönemde sufi tarikatlar, disiplinli teşkilatıyla kitlelerin imdadına koştu. Tasavvuf terbiyesindeki cemaatler, siyasi varlık ve bütünlüğü korumada müslümanlara öncülük etti.
 
Kafkaslar, Cezayir ve Libya
 
Bunlardan üç tanesi var ki, cihad ve tasavvuf tarihinin önemli hadiseleridir:
 
1) Kafkasya’da, Nakşibendi şeyhi İmam Şamil,1834’ten itibaren 25 yıl boyunca, Çarlık Rusyası ordularına karşı dehşetengiz mücadeleler verdi. Tarikatını hiyerarşik yapısıyla bir askeri harekete dönüştürdü. Siyasi literatüre giren MÜRİDİZM teşkilatını kurarak, kendisinden 50-60 kat üstün Rus kuvvetleri karşısında Müslüman Abhaz, Çeçen, Gabartay ve Lezgi’lerin hukukunu ve topraklarını korudu. 1839’da Ahulgo Tepesinde 3 bin mürid ile General Grabbe komutasındaki 10 bini aşkın donanımlı Rus kuşatmasına Şeyh Şamil’in 80 gün süreyle direnişi, (Gazi Osman Paşa’nın şanlı Plevne müdafaası gibi) dünya harp tarihine geçti.
 
2) Cezayir’de Kadiri şeyhinin oğlu Emir Abdülkadir’in, Fas Sultanı Abdurrahman’ın halifesi sıfatıyla Fransızlara karşı 1830’da başlattığı savaş, 17 yıl sürdü. Cezayir’i ‘Büyük Fransız Imparatorlugu'’un parçası yapmak hayaliyle gerçekleştirilen işgalin 2. yılında Emir Abdülkadir’in ihlaslı müritleri, modern orduları şaşkına çevirdi. Kilise imdada çağırıldı, ’Beyaz Papazlar Cemiyeti’nin halkı Hristiyanlaştırmak için geliştirdiği hileler, Kadiri ulemasınca tersyüz edildi.1962’de Cezayir’in istiklaline kadar 132 yıl sürecek şanlı mücadelede Sünusi, Şazeli, Arusi ve Kadiri işbirliği vardı. (1)
 
3) Sünusi ihvanı, önce 1912’de Osmanlı zabitleri komutasında İtalyanlara, sonra 1916’da 2 yıl süreyle sahradaki istilacı Fransızlara karşı destanlık savunma savaşları verdi.
 
Osmanlı mütefekkiri Şehbenderzade Ahmet Hilmi Efendi (2) ‘SÜNUSİLER‘ risalesinde, bu cemaatin sosyal, iktisadi ve askeri zaferleri yanında, 50 yıl içinde niçin ve nasıl dejenere olup sonunda bölünerek dağıldığını hüzünle anlatır. (İkdam gazetesi ve İkdam neşriyatı 1908)
 
Yardımlaşma ve sevgi birliği
 
Libya’daki Sünusi Tarikatı’nda ilk şeyh, Seyyid sülalesinden Muhammed bin Ali el-Sunusi, el-Muhaciri el-Haseni el-İdrisi’dir (1791- 1859). Büyük Şeyh’in 1850’lerde başlayan irşad ve hizmet faaliyeti Berberi ve Arap kabileleri arasında hızla yayıldı. Binlerce Müslüman, bu yola girerek inabe aldı. Sunusi müridan, şehir ve belde camilerinde Pazartesi ve Cuma geceleri zikir halkaları kurar, geceler boyu süren evrad-ü ezkar okunurdu.
 
Sunusiliğin temeli, UHUVVET ve TEAVÜN yani kardeşlerarası sevgi ve yardımlaşma idi. Tarikata giren kişi, aciz ve malul olmadıkça, meslek edinmeye çalışıp kazanmaya mecburdu. Her müridin ticari faaliyetten elde ettiği kazancın yarısı, zaviye ve imaretlere ikram için ayrılırdı, tekkeye giren müslim veya gayri müslimin karnı doyurulur, ihtiyacı varsa giydirilirdi.
 
Sunusi dergahları aynı zamanda irfan yuvası medreseydi. Çevredeki çocuklar orada ücretsiz din eğitimi alır, okuma yazma öğrenirlerdi. Büyük zaviyelerde, fıkıh ve yüksek ilimler okutacak alim ve fakihler bulunurdu. Büyük Sunusi ‘nin 1859’da vefatından sonra Bingazi, Rafa’a, Derne, Cebelel’ahzar ve Elbeyza’da 22 olan zaviyeler, 1895’e gelindiğinde bütün Kuzey Afrika beldelerini kaplamış, sayıları 100’ü geçmişti. (İnönü İslam Ansiklopedisi)
 
Sünusiye, aslında bir tarikat olmakla birlikte, Kuzey Afrika’nın önemli bir siyasi cemiyeti misali faaliyet göstermekteydi. Bu yüzden Sunusilik, ‘Yeni mücahidler cemaati’ olarak da şöhret yapmıştı. Büyük Sünusi ve oğlu Seyyid Muhammed Mehdi’nin (1844-1901) meşihat makamında bulunduğu ilk yıllarda Osmanlı Padişahlarına derin sevgi ve bağlılık vardı. Cuma namazlarında Sunusiye tarikatı silsilesine dua edilirken, hutbe yine Osmanlı Halifesi adına okunurdu.
 
Cemaat silahlandı, istila durduruldu
Llibya savunmasında, Sunusiler iki dönem silahlı mücadeleye katıldı:
 
1) İtalyanlar, 1911’de İngiltere ve Fransa ile anlaşarak Trablus’a asker çıkarıp sahil şehirlerini işgal etti. İttihad Terakki hükümeti gizlice ( Mısır kanalıyla) bölgeye erzak ve asker gönderirken, Mustafa Kemal, Enver (paşalar) Nuri (Conker) benzeri muharip subaylar bölgede görev aldı. Yüzbaşı Mustafa Kemal ’in ünlü Tobruk ve Derne savunma muharebelerindeki yerli asker ve binbaşıyken komutasını üstlendiği ‘Şark Fedaileri ‘ de Şazeli, Arusi, Kadiri ve Sünusi gönüllüsünden oluşuyordu. Müridan askerin bölgenin coğrafi şartlarına ve yol güzergahına vakıf olması, Osmanlı zabitlerine büyük kolaylıklar sağlamıştı.(3) Bu muharebeler ile yayılma önlendi, işgalcilerin bölge hakimiyeti zayıflatıldı. Ayrıca Siranik’teki torun İdris el- Sünusi emirliği korundu. (1911-1912)
 
2) Sünusilerin ikinci silahlı mücadelesi Fransızlara karşı 1916’da 2 yıl sürdü. Balkan savaşının patlamasıyla 15 Ekim 1912’de İtalyanlarla Quchy (İsviçre) anlaşmasını imzalayan Osmanlı, Afrika’yı kontrolden vazgeçti. Bu sırada Sünusi şeyhleri, gönüllü müridleri eğiterek milis kuvvetleri şeklinde düzenledi. Müridler, ihlaslı sırdaşlıklar yanında ‘harbe girilecek’ örnek kardeşlik oluşturdu. Sunusi cemaati cihad yardımlarıyla silahlandı Mehdi Sünusi’’nin küçük oğlu Seyid Riza’dan olan torunu Seyyid Muhammed Abid, 1818’e kadar Sahra’da Fransızlara karşı başlatılan ayaklanmayı yönetti, müstevli düşmana metanetle karşı durmayı başardılar ve frenk lejyonerlerin Afrika içlerine doğru yayılmasını engellediler. (3)
 
Fransızlara karşı kazanılan başarılar, Libya’yı kontrol altında bulunduran İtalyanlar nezdinde, sahra komutanı Muhammed Abid’in amcası İdris el Sünusi’yi de itibarlı ve güçlü hale getirdi. İdris El Sünusi’nin 1923’e kadar süren emirliği ve daha sonraki Krallığını, cemaatin bu fedakarlık ve başarıları sağladı. Torun Seyid Şefiaddin de, cemaatin şanlı mukavemetinin adeta mükafatı olarak, İtalyanların Libya’da kurduğu parlamento başkanlığına getirildi. (1921)
 
Cemaat nasıl bozulmaya başladı?
 
Sünusilerin 10 yıl boyunca katıldığı silahlı mücadele ve bölgesel başarılar, o dönemde Libya’yı istiklale kavuşturmadı. Aksine, İdris El Sünusi’nin İtalya ile dostluğu cemaati rehavete sevketti. Artık İtalyan himayesinde yaşamak normal sayılmaya başlandı. Giderek cemaatin ittihad-ı İslam davası, hizmet ve idealizmi kayboldu. Zaten Fransızların bölgeden uzaklaşması üzerine İtalyan yönetimi, Emir İdris’e para yağdırıyor, şehirlere önemli yatırımlar yapıyordu
 
Para boldu, kasabalardaki Sünusi postnişinleri bile kendilerini Emir İdris El Sünusi’nin vekilleri sıfatıyla lüks içinde yaşıyordu. Buna rağmen zekat, fıtra, öşür ve cihad faslına ianeler toplanıyordu. Yardımı kesenler cemaatten dışlanıyor, fısk ile lanetleniyor hatta Siranik’te Emir Sünusi’ye ihbar ediliyordu. Ama lüks ve israf sürüyordu. Daha birkaç yıl önce savaştıkları Fransa’dan, henüz himayesinde bulundukları İtalya başkentlerinden kumaş ve altın takılar getiriliyor, Paris, Roma malları kadınlar arasında mebzul miktar kullanılıyordu. Bir ansiklopedi, bu dönemdeki genel durumu ‘1934’e gelindiğinde 4 il, Trablus, Misurata, Bingazi ve Derne gibi askeri bölgeleye ayrılan Libya’da genel imar alanlarında ve sosyal birçok sayesinde zengin bir dönem yaşadı’ diye anlatıyor. (Meydan Laros, cilt 12 s.347)
 
Cihad payları, faize sermaye
 
 
İşte 1934’ten sonradır ki, cemaat yardımlarından oluşan mali güç ve Emir İdris’in sağladığı maddi imkanlar, hizmet maksadı dışında kullanılmaya başladı. Cemaatin sahip olduğu serveti, bazı müritler Birgazi- Napoli arası deniz ticaretinde çalıştırır oldu. Hatta cemaat bütçesini kullanarak İtalya, Yunanistan ve Fransa ile ticaret yapan gruplar arasında rekabetler yaşandı.
 
 
Ülkede şanlı geçmiş unutularak Osmanlı düşmanlığı yayılırken, Osmanlıdan kalma Vakıf malları, tarikat mensupları arasında alınıp satılmaya başladı. Nice vakıf arazi ve imareti şahısların zimmetine geçmişti. Cemaatin emanet mallarının, yeni dönemde akıbeti bilinmez olmuştu.
 
 
İlk yıllarda ihtiyaç sahibi ihvana, ödünç (karz-ı hasen) verilen akçeler, giderek cemaat dışından ortaklara faizli krediler olarak sunuldu. Faizli işlemler, başlangıçta hizmet adına yapıldığı için cevaz veriliyorken, sonraki yıllarda faizcilik tarikat mensupları arasında hızla yayıldı, ‘ faiz haram hükmü’ tartışma konusu oldu..
 
 
İtalyanların himayesinde bulunmak, zül ve zillet sayılması gerekirken, bu fiili durum adeta ‘meşru mazeret’ haline geldi: - ‘ Mademki ülkede İtalyanlar var, Libya toprakları Dar-ı Harp’tir, o halde faiz helaldir’ istikametinde fetvalar verildi.
 
Bazı bezirgan, ‘Banka Di Roma’ya faizle yatırılmak üzere, halktan paralar toplayıp yüksek bey’iye ve komisyonlar alıyordu. Aralarında, Toronto polis teşkilatı hafiyesine olanlar da duyuldu. Bazı fakih ve ulema, ‘Savaş hali gerekçesiyle faiz yenilirken, lüks ve israf alabildiğine sürüyor, taaddüd-ü zevcat ve cariyeler çoğalıyor, bunu neresi darp hali?’ diye itiraz ediyordu ama, bu zevat Emir Sünusi’den gelen yardımlarla geçindiği ve cemaat bütçesine muhtaç olduğu için fazla ses yükseltemiyorldu.
 
İtalyan dikdatörü faşist lider Benita Mossolini (1883-1945) ve hükümeti, Libya’daki hem Emir Sünusi’den hem tekke ve dergahladan pek memnundu. Hatta Libya halkı ve sünusiler arasında ‘Mussolin müslüman oldu’ diye rivayetler çıkarılıyordu. Ama Sünusi tarikatı zayıflıyor ve cemaat gün gün tükeniyordu.
 
Çok evlilik ve Mehdi beklentisi
 
Sahil şehirleri dışında kalan bölge halkı genel fakirlik içindeyken, Bingazi, Trablus ve Misurata merkezlerinde faizcilikle ve yardımlarla gelen kısmı ve geçici refah, başka bir yozlaşmaya yolaçtı.. 5-10 çocuklu yeni zenginler, bol dinarlar ödeyerek melez kadınları 2. ve 3. eş olarak aldılar. Osmanlının son döneminde ortadan kalkan cariye ticareti yeniden dirilmişti. Fizan ve Afrika içlerinden getirilen mevzun gençler, havas zenginlerin evlerinde hizmetçi- mürebbiye namıyla çalıştırılıyordu. Cemaatin avam tabakası ve halkın gözünde itibarını kaybeden Sunusilik bünyesinde fitne, fesat yayıldı, havas ve erkandan aileler bile düşman kardeşler haline geldi.
 
Bu arada bir grup Sünusi meşayih, yeniden tarikat ve İttihad-ı İslam davasını ihya etmek maksadıyla cemaat arasında birlik ve tesanüdü sağlamaya çalıştı. Seyid Muhammed Mehdi’nin ruhaniyetinin yeniden zuhur edeceği, Mehdi geleceği ve tekrar Osmanlıyla İslam Birliğini tesis edeceği istikametinde makale ve risaleler neşredildi. Osmanlıdan özür dilercesine camilerde İttihad-ı İslam için hutbeler okundu. Torun Ahmed Şerif el- Sunusi, bu maksatla 1921’de Türkiye’ye geldi, Anadolu’yu dolaşarak vaazlar verdi, istiklal mücadelesini destekledi. Ankara’dan İslam Birliği mücadelesini başlatmak için destek aradı. Mustafa Kemal Paşayla bile görüştü, tabiatıyla Ankara bu fikre ilgi göstermedi..
 
Şu hüküm doğru mudur?
 
Sünusi cemaati varlıkları ve canları pahasına başarılar kazanmışken, İdris el Sünusi’nin İtalyan himayesinde Sibrenika bölgesi emirliğine razı olması, Sunusi cemaatinin siyasi hedefini bitirmekle kalmadı, bütünüyle tarikatın hizmet ve islam birliği iddia ve gayesini de kaybettirdi.
 
24 Aralık 1950 yılında BM himameyesindeki kurucu Meclis Birleşik Libya Krallığını ilan ederek 1951’de İdris el- Sunusi resmen Kral tacını giydi ama, çoktan cemaatin ve halkın sevgisinii kaybetmişti. İşte aldatılarak inançları ve ihlasları istismar edilmiş bu halkın yönetimini, 1 Eylül 1969’da iki Marksist ortak Callut ve Kaddafi ihtilalle yıktığında, cemaatten bir tek ses çıkmadı. Kral Sünusi’nin payına da Bursa Kaplıcalarından sürgüne gitmek düştü. (Rahmetullahi Aleyh)
 
İbret alınsaydı, tarih hiç tekerrür mü ederdi?
 
..........................
1) 1808 -1883 yılları arasında yaşayan Abdülkadir Cezairi, İki defa Fransızları yendi, iki defa de Fas’a sığınmak zorunda kaldı ve esir düştü. Esaretten kurtuluşundan sonra Bursa ve Şam’da ikamet etti.(Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi)
 
2) Şehbenderzade Filibeli Ahmet Hilmi Efendi, Fizan’da sürgündeyken Arusi tarikatına girdi. ( Aslında bir Türk tarikatı olan Arusilik ittihatçı subaylar arasında ilgi gördü, son dönemde tarikat zinciri Rauf Orbay’dan Alparslan Türkeş’e kadar uzandı) Arusi müridi Ahmet Hilmi Efendi, İstanbul’a dönüşünde İTTİHAD-I İSLAM gazetesini (1911) o kapatıldıktan sonra Hikmet, Kanad , Nimet dergilerini çıkardı, Coşkun Kalender imzasıyla İkdam gazetesinde siyasi yazılar yazdı..
 
3)Mustafa Kemal Atatürk 1921’de Ankara’ya gelen Ahmed Sünusi ‘nin ayrılışı şerefine düzenlenen toplantıda Sünusi tarikatını ve kahraman mücadelesini anlatan bir konuşma yapmış, Ahmed Sünus de ’ Türkiye'nin ve İslâm âleminin kurtuluşu, Allah'ın izniyle, ancak Müslüman Türk milleti sayesinde olabilir ve böyle de olacaktır’ diye karşılık vermişti. ( Kadir Mısıroğlu, Filistin Dramı)
 
4) 10 kişilik Sünusi Hanedanı şöyledir.Seyyid Muhammed bin Ali El Sünusi, el MUHACVİRİ EL HASENİ EL İdrisi (1791,1859) Oğulları Seyyid Muhammed Mehdi (1844-1901) ve Seyyid Muhammed Şerif (1846- 1896) Torunlar: Seyyid Muhammed el İdrisi1883- 1969 ) İkinci torun Seyyid Riza’nın 006 çocuğu Ahmed Şerif, , Muhammed Abid, Ali Hattabi, Şefiaddin, Seyyid Celal ve Seyyid Ali Riza.
.

ÇOK OKUNANLAR

Şİİ SUFİ YOLLARI

  Babailik   Batınilik   Bekta...

Temmuz 06, 2009

HZ. EBU BEKİR'İN HAYATI

Hz. EBU BEKIR ES SIDDÎK (r.a) (571-634)  &nbs...

Temmuz 05, 2009

İSTİLA DEVİRLERİNİN KOLONİZATÖR …

  Prof. Dr. Ömer Lütfi BARKAN Selçuk-Bizans...

Temmuz 06, 2009

TASAVVUFUN KISACA TARİHÎ GELİŞİM…

Hz. Peygamber, sahâbe, tâbiîn ve tebeu't-tâbiîn dö...

Temmuz 07, 2009

Prof. Dr. Hayrettin Karaman- Hoş…

Kulağa hoş gelen, gönüllere rahatlık veren, iyi bi...

Temmuz 20, 2009

SELEF VE SELEFILIK

Selef kime denir? Hz. Peygamber s.a.v.'in “En ...

Temmuz 06, 2009

RÜYALARIN ÖNEM VE ANLAMI

Rasulullah Muhammed Mustafa (aleyhissalatu vessela...

Temmuz 20, 2009

SÜNNİ SUFİ YOLLARI

  Ahilik Bayramilik Buhurilik  ...

Temmuz 06, 2009

İSTANBUL’DA MEVLEVÎLİK

Mevlevi Ayini ve Semâ Törenleri çok kez doluluk ...

Ocak 11, 2016

CÂHİLİYYE DÖNEMI

Bilgisizlik, gerçeği tanımama. İslâm, tam bir aydı...

Temmuz 05, 2009

Ahmed Avni KONUK

AHMED AVNİ KONUK (1868 - 19.3.1938) Kadı Alî-zâ...

Temmuz 21, 2009

Mevlevilik Ve Gazi Mustafa Kemal

Mevlevilik Ve Gazi Mustafa Kemal Yıl 1922... Kası...

Şubat 06, 2009